artık sıradan hayatlara ilişkin yapımlar pek ilgimiz dahilinde değil. istiyor ki insan manyak bir soygun planı olsun, insanüstü bir aşk, muazzam bir savaş içinde kahramanlıklar, o da olmadı sistem sorgulansın en temelinden. acayip bağlantılar ortaya çıksın film vesilesiyle, her bişeyi aslında masonlar planlamış olsun falan. bunları izleyici mi istiyor yapımcılar mı bilinmez. lakin çağan ırmak bunu istememiş. babam ve oğlum son 25 yılda türkiye'de binlercesi yaşanmış, en sıradan dramlardan bir tanesini anlatıyor.
köy, vizontele'deki gibi mesela platolar oluşturarak çekilmemiş herhal. ama köy olmuş işte. bildiğin köy. babaanne evindeki temiz çarşaf ferahlığını, ahır kokusunu, köy bakkalındaki mal çeşitsizliğini, köyde birisiyle karşılaşmak istemesen dahi bunun imkansızlığını, yatıya kalınan evde gece tuvalete gitme sıkıntısını, traktör seyahatlerini, şehirli gibi yaşamaya imrenen köylüleri gördüğün bir köy.
insan 6 yaşındayken kendi kendine kurduğu hayalin - kabusun birebir aynısını yirmi sene sonra sinemada görünce ne hissederse, onu hissetiriyor film. kendi düşümü bana gösteriyor.
en acısı, bu ülkede harbi harbi başımızdan geçen bir hikayeyi gösteriyor. hani şimdi bile çok rivayetmiş gibi gelen 12 eylül hikayesini. masalmış gibi geleni. kimsenin üzerine alınmadığı bir hesap var 12 eylül'le ilgili, ödenmesi gereken. çağan ırmak bu hesabın adisyonunu çıkarmış. bir aileden iki can, kırgınlık dolu, boğaz düğümleyen yıllar. ödesin kim ödeyecekse. paşa paşa.
son filmi ulak da çok iyi. ikisi de mesaj kaygılı, zeka dolu, duygu fışkıran, sanatsal filmler... bi çok "iyi" filmde bile duygusal yapsan konu boş olur, sanatsal yapsan sıkıcı olur sürükleyicikte zorlanırsın. adam yapıyo işte. *claps*